Bu hafta bambaşka bir konu yazacaktım; ama plan yayımlanınca sırayı değiştirdim. Kısaca anlatayım: Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın hazırladığı plan dört eksen üzerine kurulu, fark et, istifade et, üret, yönet. Her eksende dört eylem, toplamda 16 eylem var. Ekosistem beş katman halinde ele alınıyor, yetenek, finansman ve düzenleme-güven ise bütün katmanları besleyen kesişen bileşenler. Hedefler de gayet somut: 24 ayda 5 milyon vatandaşın okuryazarlık programını tamamlaması, 10.000 ileri düzey uzman, 100.000 uygulama profesyoneli, 1 GW veri merkezi kurulu gücü, 10 milyar dolarlık özel sektör yatırımı ve 1 trilyon lirayı aşan bir ekonomik değer öngörüsü.
Osman Gazi Güçlütürk’ü geçen yıl düzenlediğim bir organizasyonda konuşmacı olarak ağırlamıştım. Bir metni hem hukukçu titizliğiyle hem politika gözüyle okuyabilen az sayıda isimden biri, o yüzden bu belgede de önce onun ne dediğine baktım. Sayın hocam LinkedIn paylaşımında üç şeyi öne çıkarmış. Plan, selefi olan 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi’ne göre gerçekten daha eylem odaklı; sadece takvimi devralmıyor, yaklaşımı da değiştiriyor. Dört eksenin isimlendirmesi bir başlık tercihi değil, bir olgunluk sıralaması: farkındalık olmadan yaygın kullanım, kullanım olmadan üretim, üretim olmadan yönetme iddiası havada kalıyor. Ve UYZS döneminin en net dersi neydi? İyi yazılmış bir metnin kendiliğinden uygulanmadığı. TYZEP bu dersi yönetişim tarafında karşılamaya çalışıyor. Kendisinin “asıl sınavımız şimdi başlıyor” tespitine katılıyorum. Aşağıda anlatacaklarım da zaten bu cümlenin hukuk sektöründeki karşılığını aramaktan ibaret.
Eksen 1: Planın hukuka en çok dokunduğu yer
PAIRA’nın vizyonuyla plan arasındaki en güçlü bağ birinci eksende. Tespit ettiğim üç ayrı temas noktası var ve üçü de birbirini besliyor.
Eylem 1, ülke çapında bir okuryazarlık ve güvenli kullanım programı öngörüyor. İlk 12 ayda 1,5 milyon, 24 ayda toplam 5 milyon kişi, 81 ilde atölyeler, ilk 6 ayda 1.000 eğitici. Ama beni asıl ilgilendiren bu iddialı rakamlar değil. Planın kendi koyduğu şartı fark ettiniz mi? Programın başarısı katılımcı sayısıyla değil öğrenme çıktısıyla ölçülecek, mikro-sertifikalar da içeriğe eriştiğinizi değil asgari başarı eşiğini geçtiğinizi gösterecek. Yani devlet, bir eğitim programının nasıl değerlendirileceğine dair bir çıta koyuyor. Hukuk sektöründe eğitim veren herkes için bu, önümüzdeki dört yılın hem talebini hem beklenti düzeyini tanımlıyor.
Eylem 2 daha da doğrudan. Plan, 100.000 kişilik “yapay zekâ uygulama profesyoneli” katmanını tarif ederken hangi meslekleri kastettiğini tek tek sayıyor: mühendislik, sağlık, hukuk, finans, tarım, kamu yönetimi. Evet, hukuk ulusal bir eylem planında özel olarak geçiyor. Peki, bunun anlamı ne? Hukukçulara yönelik uygulamalı sertifika programları artık bir piyasa tahmini ötesinde konumlanmış bir kamu hedefine dönüşmüş. Üstüne 10.000 ileri düzey uzman hedefini, Ulusal Yapay Zekâ Yetenek Çerçevesi’ni ve sektörlerle birlikte tasarlanacak programları koyunca aklıma hukuk için bu müfredatı kim, hangi standartla yazacak sorusu geliyor. Bu sorunun cevabı önümüzdeki iki yılda belli olacak ve çok şeyi şekillendirecek.
Eylem 4 ise eğitimin içeriğini doğrudan besleyen yer. Plan, Avrupa Birliği’nin orantılı risk yaklaşımını dikkate alan ulusal bir hukuki-etik çerçeve kuruyor. Risk düzeyine göre kademeli yükümlülükler, orta riskli uygulamalar için kısa-form Algoritmik Etki Değerlendirmesi, yüksek etkili sistemler için genişletilmiş değerlendirme, kamuya açık Model Kartı ve düzenleyici kurumlara sunulacak teknik dosya. Yüksek etkili sistem tanımının içine kolluk ve adalet süreçleri de giriyor, yargısal fonksiyona temas eden uygulamaların yargı kurumlarının görüşü çerçevesinde ele alınacağı ayrıca yazıyor. KVKK-GDPR uyumu da otomatik karar almada açıklanabilirlik, model eğitiminde kişisel veri işleme ve sınır ötesi veri transferi başlıklarında güçlendirilecek. Bunlar hukukçunun hem kendisi için öğrenmesi hem müşterisine anlatması gereken gündemin ta kendisi. Bir çekincemi de söyleyeyim. Avrupa Birliği’nin GDPR ve EU AI Act hamlelerinin iktisadi olarak çok da olumlu sonuçlar doğurmadığını gördük. Bu kadar kalkınma vizyonlu bir planda benzer bir yaklaşımın nasıl sonuçlar doğuracağını birlikte göreceğiz.
Döngü ve ölçüm: Planın en çok işimize yarayan iki kavramı
Planın uygulama ilkeleri arasındaki “tara-pilotla-ölçekle” döngüsü, bir kamu belgesinde pek rastlamadığım netlikte bir benimseme metodolojisi. Kullanım alanlarını sistematik tara, hızlı pilot başlat, eşiği geçen projeyi 6-12 ay içinde ölçeğe taşı. Plan bunu kamu kurumlarına yerleştirmeyi taahhüt ediyor, her kuruma dönüşümden sorumlu bir üst düzey yönetici ve üç yıllık yol haritası koyuyor. Aynı mantık bir hukuk bürosunda da, bir şirketin hukuk departmanında da geçerli. Siz de görmüşsünüzdür. Araç satın almakla başlayan dönüşüm genelde maya tutmuyor. Süreç taramasıyla başlayan, dar bir pilotla devam eden ve ölçüm sonucuna göre genişleyen dönüşüm ise olgunlaşıyor.
İkinci kavram bunun tamamlayıcısı. Plan, göstergelerin sadece çıktı düzeyinde değil sonuç ve etki düzeyinde de izleneceğini söylüyor ve örnek de veriyor. Eğitimde katılımcı sayısının yanında yetkinlik kazanımı, kamu pilotlarında uygulama sayısının yanında süre, maliyet, hata oranı ve vatandaş memnuniyeti, veri alanlarında veri seti sayısının yanında kalite ve kullanım düzeyi… Her eylem için başlangıç değeri, yıllık hedef, nihai hedef, veri kaynağı ve sorumlu raporlama birimi tanımlanacak. Bu, yıllardır anlatmaya çalıştığım şeyin resmi belgedeki en net karşılığı. Benimseme yüksek, içselleştirme düşük olabilir. Bir büroda herkesin lisansı olması, kimsenin çalışma biçiminin değiştiği anlamına geliyor mu? Gelmiyor. Eğitime kaç kişinin katıldığında ziyade, katılanların hangi işi ne kadar sürede ve hangi hata oranıyla yaptığı daha önemli. Planın kendi ölçüm felsefesi de bu. Bunu çok olumlu gördüm. Sektörün de aynı çıtayı kendisine uygulaması lazım.
Katmanlar: Peki değer tam olarak nerede duruyor?
Planın en beğendiğim fakat belki de en az konuşulacak olan tarafı mimarisi. Ekosistemi beş katman halinde kuruyor. Altta enerji var, üstünde hesaplama donanımı, onun üstünde altyapı, sonra modeller ve veri, en tepede de uygulamalar. Yanına da üç kesişen bileşen koyuyor: yetenek, finansman, düzenleme ve güven. Ve şunu açıkça yazıyor: herhangi bir katmandaki yetersizlik üstündeki bütün katmanları kısıtlar, her katmandaki güçlenme ise tüm yapının performansını yükseltir.
Bu cümleyi bir hukuk bürosuna uyarlayalım. Sizin enerjiniz ve donanımınız zaten hazır, o katmanlar sizin sorununuz değil. Modeller de hazır, üstelik dünyanın en iyileri bir aboneliğe bakıyor. Peki geriye ne kalıyor? En üstteki uygulama katmanı ve onu ayakta tutan yetenek bileşeni. Yani insan ve süreç. Değer tam olarak orada duruyor.
Sektörde en sık gördüğüm hata da burada başlıyor. Herkes aşağıdaki katmanlara bakıyor, hangi araç daha iyi, hangi model daha güçlü, lisansı kim alacak. Halbuki bu katmanlarda rekabet ediyor değilsiniz, o yarışı devletler ve hiperölçekleyiciler yapıyor. Sizin rekabet ettiğiniz yer, aynı araca sahip iki büronun arasındaki fark. O fark da araçtan gelmiyor. Süreçlerini yeniden yazmış mısınız, ekibiniz o süreci gerçekten kullanıyor mu, çıktıyı kim kontrol ediyor, hata olduğunda ne oluyor? Planın diliyle: uygulama katmanı, yetenek bileşeni tarafından beslenmediği sürece boşlukta kalıyor.
Bir de şu var. Plan, yeteneği ve düzenleme-güveni “kesişen bileşen” diye tanımlıyor, yani tek bir katmana ait değil, hepsine temas ediyor. Hukukçular için bu tarif fena bir haber değil. Çünkü hem yetenek hem güven tarafında söyleyecek sözü olan bir meslek grubundan bahsediyoruz. Soru şu: bu iki bileşene sadece uyum danışmanı olarak mı dokunacağız, yoksa dönüşümün kendisini kurgulayan taraf olarak mı?
Sonuç: Somut bir taahhüt
Bu planın hukuk sektörüne bakan tarafını okurken tek bir cümlenin altını çizdim. Başarı katılımcı sayısıyla değil, öğrenme çıktısıyla ölçülecek. Devlet kendi programı için bu çıtayı koyuyorsa, biz de kendi eğitimlerimiz ve dönüşüm projelerimiz için koymak zorundayız.
Somutlaştırayım. Bir hukuk bürosunda yapay zekâ dönüşümünün başarılı olup olmadığını anlamak için sorulacak soru “kaç kişi eğitime katıldı” yerine “aynı işi kaç dakikada bitiriyoruz, hata oranımız ne oldu, hangi süreci yeniden yazdık ve ekibin kaçta kaçı o yeni süreci gerçekten kullanıyor?”. Bu dört soruya rakamla cevap veremiyorsanız, özür diliyorum ama elinizde dönüşüm yok abonelik var.
Plan önümüze dört yıllık bir takvim koydu. Ben o takvimi bekleme süresi olarak değil, hazırlık süresi olarak görüyorum ve yazımı somut bir taahhütle bitiyorum: Niteliği niceliğe kurban etmemek için PAIRA vizyonuyla yola devam.
Takipte kalın!

